Sağlık için 3 günlük açlıklar, ardından 10 günlük açlık ile biraz olsun yeme arzusunu (şehvetini) körelttiğimi düşünüvermiştim. Açlıkların beni kendimi ve hileleri anlayabilmeye biraz olsun yaklaştırdığını düşünüyordum. Hatta bazen söylediklerime örnek teşkil ettiğimi düşünüp tutarlı davranmak adına kendimi farklı şekilde zorluyordum.

Geçen gün İmam-ı Gazali’nin büyük eseri İhya-yı Ulumid Din’de, ara sıra kendini içinde hissettiğim bir hale karşılık öyle şeyler söylendiğini gördüm ki 10 günlük açlığını paylaşan biri olarak, buna niyetlenecek insanların bunları okuması gerektiğini düşündüm.

Yazının, sitenin tasarımından dolayı en sonda olması belki de yazının isabetinin hakkıyla anlaşılmamasına sebep olabilir. Lütfen bu paylaşımı bir tartışma başlatmak için kullanmayın. Amacım, ola ki bu açlıkları yapacak olanların sonunda bunları da okumuş olmalarına yardımcı olmaktır.

Yemeği Azaltan ve Şehvetleri Terkeden Bir Kimseye Ansızın Gelen Riya’nın Âfeti

Şehveti terkedenin kalbine iki büyük âfet girebilir ki ikisi de tehlike yönünden her istediğini yemekten daha tehlikelidir.

Yazının devamını oku »

Şu anda 10 günlük orucu bitirmemim üzerinden 32 gün geçti.

  • Kilo: 62kg
  • Tansiyon: 12/6
  • Şeker: 98 mg/dl.

02 Mart 2007 tarihinde tedaviye başlamadan önceki gün kan tahlili yaptırdığım hastaneye tekrar gittim ve aynı testi tekrarlamalarını istedim. Sonuçları gecikmeli de olsa bugün aldım.

  • GLUKOZ (açlık şekeri): 98 mg/dl (74-106)
  • BUN (Kan üre azotu): 13,5 mg/dl (8-18)
  • SGPT-ALT (Alanin aminotransfe.): 30 U/L (10-40)
  • KOLESTEROL, TOTAL: 214 mg/dl (normal değer <200, sınır değer 200-239, yüksek değer >240 )
  • TRİGLİSERİD: 67 mg/dl (50-150)

Elimdeki sonuçlar, açlık öncesindeki normal olan sonuçlardan daha da normal olan sonuçlar. Çağdaş tıp, ne yazık ki, tahlil bulgularındaki anormalliğin gözle görülebilecek derecede ortaya çıkmasından sonra teşhis koyabilmeye çalıştığı için bazı müdahaleler için geç kalıyor. Yani bu kan tahlilindeki değerler, emekleri yadsınamayacak kadar uzun uğraşlar sonrasında belirlenmiş olsalar da büyük oranda koruyucu hekimlik için sanırım önemli birşeyler ifade etmiyor. Çünkü ancak bozukluk oluştuktan sonra değerlerde değişme oluyor. Tıp da bu bozukluğu ortadan kaldırmaya uğraşıyor. Halbuki birçok rahatsızlık, tahlilde gözükebilecek bozukluğa ulaşmadan kolayca engellenebilmeli; bunun yolları araştırılmalı. Çünkü insan, bozulduğu zaman tamir edilecek bir makine değildir. O, işleyişinin mantığı anlaşılması gereken ve buna göre hareket edilmesi gereken bir yaratıktır. Bu işleyiş sistemi de muazzam bir dengede…

Kolesterol değerinin sınır değerlerde çıkmış olması beni şaşırtmadı. Çünkü yaklaşık son 3 haftadır daha önce yemediğim kadar tahin pekmez yiyorum. Artık bu tadı bu kadar çok istememi sınırlamaya çalışacak kadar çok yediğim tahin (susam) sanırım kolesterolün bu değerlerde çıkmasına sebep oldu.

Satılık Hastalıklar kitabında yazan gerçeklerin ardından normal değerlerin belirlenmesi üzerinde oynanan oyunların çirkinliği, beni bu ‘normalliğe’ inanmamaya zorluyor. Önceden yaptırdığım tüm kan tahlillerini önüme açıp baktığımda her laboratuvarın birkaç puan farklı değerleri normal saydığını gördüm. Zira kitapta normal şeker ve kolesterol değerlerinin değiştirilmesiyle kaç milyon kişinin ilacın muhatabı kılındığı anlatılıyordu.

Siteye gönderilen birkaç mesajda yazılara ara vermiş olmamın sebebinin bana kötü birşey olmasından kaynaklanıp kaynaklanmadığı sorulmuştu. Orada verdiğim cevabı tekrarlıyorum. Kötü birşey olmadı hatta başıma bundan daha iyi birşey de gelmemişti.

Başıma gelen sadece iki kötü olay var. Birincisi sofra tuzundan kaynaklanan bir durum. Doktorum, oruçtan sonraki 10 gün içinde hiç tuz yememem gerektiğini, yersem ‘balon gibi şişeceğimi ve vücudumun tuz yüzünden su tutacağını’ ısrarla söyledi. Burada tuz diye bahsettiğimiz gerçek tuz yani deniz tuzu ya da kaya tuzu. Sofra tuzu denen bileşik ne bir gıda ne de tuzdur. Dolayısıyla sağlıklı tuzu yememi bile istemiyordu. Ben de aynen öyle yapmıştım. Açlıklardan sonraki 12. günde büryan yemeğe gittik ve bu yağsız etin üzerinde ‘sofra tuzu’ vardı. Yerken aklıma gelmedi ama sonraki sabah yüzüm ve ellerim sanki bir gecede 5 kilo almışım gibi şişmişti. Hiçbir ağrı ya da sızı hissetmiyordum ama şişlik tüm gün sürdü. Daha çok uykudan kalkmış gibi gözüküyordum ve bunun sebebi yapay tuzdu.

İkinci olay ise orucun hemen arkasından giriştiğim tadilat işinde kullandığım alçı, plastik boya gibi kimyasalların ellerimi çatlatmış olması. Tadilatı bitirdikten 1 hafta sonra ellerim normale dönmüştü. Fakat ben buğday unundan yapılmış (Tam/integral buğday unu olmasına rağmen) ekmek ve hamurişlerini yedim ve 0 (sıfır) kan grubuna sahip olduğumdan buğday ürünlerinin bana yaramadığını, ellerimin çatlamasının sebebinin bu olacağını doktorumdan duymama rağmen biraz yemiş olmamın böyle bir sonuca yol açacağını hesap edemedim ve iki – üç gün sonra ellerim yeniden çatladı, hatta ilk önce çatlaklarda çok az kan da vardı. Şu anda hiçbir şekilde buğday kullanmıyorum ve ellerim yine eski durumuna dönmeye başladı.

Tüm bu yazdıklarımdan esinlenerek tedaviyi yapmak isteyenler olabileceğine dair gelen yorumlara verdiğim cevabı da tekrarlamam gerekirse, bir doktor değil bir hasta olarak tüm yazdıklarım birilerinin açlık tedavisine başvurmasını sağlayacaksa bundan ancak mutluluk duyarım. Ben, bu tedavilerin en ağır olanını yerine getirdim. Bunun dışındaki 1 günlük (36 saatlik) oruçların herkese yararlı olacağını, 3 günlük olanların da kimseye zararı olmadığını, bilakis sayısız rahatsızlıklarından kurtulma fırsatı oluşturacağını düşünüyorum. Ama teşhis koyacak durumda değilim. Yapacak olanların daha fazla bilgi alarak yapmalarını tavsiye ediyorum. Bütün bu tedaviler sonunda da öncekinden çok daha sağlıklı, rahat ve huzurlu olacaklarına da eminim. Mutlaka akıllı bir hekim bulmalı ve tedavilere öyle başlamalılar. Ama hepsinden önemlisi insanların nasıl hasta olmayacaklarını öğrenmek… Hastalıkları davet eden yaşam tarzımızı gözden geçirmeli ve koruyucu hekimliğe önem vermeliyiz. Daha önce de dediğim gibi insan bozulduğu zaman tamir edilecek bir makine değil. Rahatsızlıkların ilerlediği durumlarda ortaya çıkan belirtilerden sonra onları ortadan kaldırmak, vücudun bu rahatsızlıklara karşı gösterdiği uyarıları ve temizleme çabalarını ne olduğu belirsiz kimyasal ilaçlarla susturmak yerine sağlıklı kalmanın yollarını öğrenmeliyiz. Çünkü iyileştikten sonra da o bilgilere ihtiyacımız olacak.

Bu yazıyı oruç bittikten bir süre sonra toparlayarak yazıyorum. Orucun ardından hafif ve dikkatli beslendiğimiz 10 günün içinde 5. gün bir dönüm noktası niteliğindeydi. Çünkü doyurucu lezzet çeşitliliğine ulaştığım gün o gündü. Açlık sonrasındaki 7. günden 10. güne kadar ne halimde ne de yediklerimde bir değişiklik olmadı.

Açlık sonrasındaki 10. günde kilom ancak 58 olabildi. 3 günlük açlıklardan sonra 10 günlüğü yapana kadar 3 ay geçti. Bu süre zarfında kilom 62’de sabitlenmişti. Tahminim kilomun yine o civarlara çıkıp yine aynı kilolarda sabitlenmesidir.

İç huzurum oruçların üzerinden geçen 10 günün ardından yerinde. Beslenme konusunda bu 10 günlük geçiş döneminin önemini doktorum detayıyla anlattı. Aslında düşününce zaten böyle olması gerektiğini anlayabiliyor insan. Yemek eylemini unutan bir bünyeye birden yükleme yapmak hiç hoş olmaz.

7. ve 8. gün mayalı ekmek yemeye karar verdim. Önceden evde hiç ekmek yapmamıştık. İlk denemelerin de muhtemelen başarısız olacağını biliyordum ama bu kadar başarısız olabileceğini düşünmemiştim. Ekmekte mayalanmayı sağlayan protein, öğütülmüş buğday ununun neredeyse tamamını oluşturuyor. Öğütülmemiş her unda ise proteinle mayanın arasına giren ruşeym, kepek gibi maddeler var. Bunlar da kabarmayı engelleyor. Un çavdar olunca mayalanma işi daha da zorlaşıyor. Çünkü çavdar gerçekten zor bir una sahip. İlk yaptığım çavdar unlu ekmeğin dışı istediğimden çok sert içi ise neredeyse yaş durumda kaldı. Bundan yiyince midemiz bir hayli zor anlar yaşadı. Zorunda kalmadıkça mayalı ekmek yemememiz gereken ilk 10 günde böyle bir deneyime ihtiyacım olmadığına karar verdim ve yemekleri ekmeksiz yemeye devam ettim.

Oruçtan Sonraki 6. gün

10 Şubat 2007

  • Kilo: 56,2 kg
  • Şeker: 98 mg/dl
  • Ateş: –
  • Tansiyon: 12/7

Yaşadıklarım: Dün yemeğe başlayabildiğim yiyeceklerden sonra herşey çok daha kolay hale geldi. Hatta büyük oranda başka birşeye ihtiyaç duymadan kendimi tok hissediyorum. Gerçekten hafiflemiş hissediyorum.

Yavaş yavaş kilo alıyorum. Sindirimde hiçbir sorumun yok. Halsizlik ya da bitkinlik gibi bir şikayetim de yok. Sanırım bundan sonraki günlerde aynen bu şekilde devam edecek.

Oruçtan Sonraki 5. gün

09 Şubat 2007

  • Kilo: 55,4 kg
  • Şeker: 79 mg/dl
  • Ateş: –
  • Tansiyon:12/7

Yaşadıklarım:

Bugün sebze ve meyvelerin yanına bal, yoğurt ve sarımsak da eklendi. Sabahleyin yoğurdumuz olmadığı için yiyemedik ama ballı çayımızı içtik. Ardından temizliğinden emin olduğumuz yoğurdu da alarak eşimin ailesini ziyarete gittik. Eşimin annesi durumumuzu bildiği için ne yemek yapacağına kadar verememiş, brokoliyi ve patatesleri haşlayıp bırakmıştı. Aslında bu bizim için zaten yemek demekti. Yoğurdu açtığımızda dayanamayarak bir tas yiyiverdim. Öyle ferahlatıcıydı ki. Ardından hemen sarımsaklı yoğurdu brokoliye ekledim. Patates salatasına da bol limon ve pul biber ilave ettim. Enfes bir öğün oldu. Öyle ki bütün bunların tadını böylesine almamıştım. Aç kalmayanın ağız tadına güvenilmez. Önceden kuru soğanı seviyor olsam da yemekten hoşlanmazdım. Bugün patates salatasında kuru soğanı yerken şükrediyordum. Sofradaki her nimetin tadını ayrı ayrı aldım ve hayatımdan oldukça memnunum.

Bu yediklerimiz, uzun zamandır alışık olmadığımız için biraz fazla geldi aslında ama hazımda bir rahatsızlık çekmedim. Ekmek olmadığından yediklerimi daha kolay öğütebiliyorum.

Yavaş yavaş kilo alıyorum. Kilo vermiş olduğum yüzümden çok fazlaca farkediliyor. Açlığın 8. günüyle 9. günü arasında yüzümde ciddi şekilde kilo vermiş olmamın emmareleri görülebiliyordu. Şu anda açlığın 7. günündeki kiloda olmama rağmen o günkü yüz hatlarına henüz sahip değilim. Okula başlayana kadar da muhtemelen böyle devam edecek.

Oruçtan Sonraki 4. gün

08 Şubat 2007

  • Kilo: 55 kg
  • Şeker: –
  • Ateş: 36,1
  • Tansiyon: 13/8

Tadilatta neredeyse son aşamaya geldim. Bu kadar uğraşmam gerektiğini bilmiyordum. Öğlen 11:30’dan akşam 22:00’a kadar irili ufaklı bir sürü iş yaptım.

Yaşadıklarım:

Bugün mayasız, tuzsuz ve kepekli undan yapılmış hamurdan yiyebiliyorum. Benim kan grubuma çavdar unu uyduğundan bu ekmekten yedim. Fakat sadece ekmek değildi. İçinde bol soğanlı pırasa harcı da vardı. Son günlerde yediğim en güzel yemekti. Zaten günler öncesinden yemek tarifi kitaplarını baştan sona gözden geçiriyordum ve ekmek yemeye başlayacağım bugünü bekliyordum. Beklediğime değdi. Yine hiç tuz aramadım. İçindek baharatların tadıyla birlikte gayet güzel bir yemek olmuştu.

Öğlen, yine 0 grubu olmanın bir getirisi, etsuyu çorbası içmeye başlayabiliyorum. Ben işkembeyi de kelle paçayı da bol ekşili ve sarımsaklı yiyen biriydim. Et suyuna da aynı muameleyi yaptım ve bol limonlu bir çorba içtim. Yalnızca sarımsak yoktu. O da menümüze yarın katılacak. Bu yemekleri yerken hep daha önce acaba bu tatları nasıl olmuş da böylesine almamışım diye şaşırdım. Hergün menüye eklenen yiyecek apayrı güzel tatlarla birlikte geliyor. Gerçekten tatları tekrar öğreniyorum.

İtiraf ediyorum, bugün kendimi yemeye verdim. Hatta tatlı bile yaptık. Elbette şekersiz. Tarifi çok basit

Malzemeler:

  • Çavdar unu
  • Su
  • Elma
  • Tarçın
  • Saf vanilya
  • Saf zeytinyağı

Yapılışı:

Su ve çavdar unuyla hamuru yapıp yufka açıyoruz. (Çavdar unu çok zor bir un. Özellikle de mayasızken. Açılırken parçalanabiliyor.) Elmayı rendeleyip tarçı ve saf vanilya katılarak ocakta zeytinyağıyla biraz pişirilir. Bu harç yufkanın içine konulup tavada az zeytinyağıyla pişirilir. Aynı tarif muz ile de yapılabilir. Muzun yoğun tadıyla daha da iyi bir netice alınabiliyor.

Tatlının yanında aynı tarifte elma (ya da muz yerine) pazı, soğan ve havuçlu harçla gözleme de yapılabiliyor. Hepsi çok güzel tatlar. Şükürler olsun ki böyle şeyler var ve yiyebiliyorum.

Üç gündür tadilatla kendim için iyi olmayan birşey yaptığımı farkettim. Alçı, plastik boya derken ellerimin mahvolduğunu gördüm. Cildim eldivensiz kartopu oynamış gibi çatlak durumda. Kızarıklıklar da var. Ellerim hiç rahat değil. Akşam eşimin tavsiyesiyle ellerime badem yağı sürdüm ve biraz olsun rahatladım. Fakat kokladığım boya ve soluduğum toz için ne yapabilirim, bilmiyorum.

Tüm gün çalışmış olmama rağmen kendimi yorgun hissetmiyorum. Kilo almaya devam ediyorum. Bugünün sonunda 400 gram almışım. Sindirim sorunu yaşamıyorum.

Malzeme almak için bir yapımarkete gitmek zorunda kaldım. Bir yandan müzik sesi, bir yandan kalabalık… Tedirgin bir sincap gibiydim. Neden olduğunu bilmiyorum ama çok korunmasız hissettim.

Oruçtan Sonraki 3. gün

07 Şubat 2007

Kilo: 54,6 kg

Şeker:

Ateş: 36

Tansiyon: 12/7

Tadilata devam ettim. Yine 5 saat çalıştım ama önceki günden çok daha rahattım.

Yaşadıklarım:

Bu sabah meyve suyu ve meyvenin ardından sebze de menümüze eklendi. Eşim bol limonlu, yeşil sebzeli (özellikle yeşil soğan) ve içinde hiç tuz olmayan patates salatası yaptı. 0 (sıfır) grubu olarak içine pul biber de ekleyebildiğimden hiç tuzu aramadım ve gayet mutlu bir şekilde yemeğimi yedim. Akşam da yer elmalı, havuçlu kereviz yemeği yedik. Bu da yine bol limonluydu. Limon, tuzun eksikliğini gayet iyi şekilde bastırıyor. Tarifi şöyle:

Malzemeler (2 kişilik):

  • 2 kereviz
  • 2 yerelması
  • 1 havuç
  • 1 kuru soğan
  • 1 yeşil soğan
  • Maydonoz
  • Dereotu
  • Saf zeytinyağı
  • Limon

Yapılışı:

Kereviz, yerelması, havuç ve kuru soğan küp şeklinde doğranıp tencereye konur. Az suyla kısık ateşte pişirilir. Ocağın altı kapatıldığında ince kıyılmış maydonoz, yeşil soğan ve dereotu ilave edilir. İstenildiği kadar limon ve saf zeytinyağı dökülür. Arzu edilen baharatlar katılır.

Ancak şunu da söylemeliyim; tabağımdaki yemeğin yarısına geldiğimde daha fazla yiyemeyeceğimi farkettim ama yanında yaptığımız bol yeşillikli salatayı bitirmek için hala yerim olduğunu anladım. Sanırım çiğ sebzeler daha ferahlatıcı ve yemesi daha rahat. Bugün en beğenerek yediğim şey çiğ sebzeli salatalar oldu.

Bugün yiyip içtiklerimden daha fazla tat alıyorum. Yemeği en baştan öğreniyorum.Dünkü sıkıntının arkasından midemin ve sindirimimin düzene girmesi beni rahatlattı. Ben, karaciğer temizlemesinde sarı renkte sızma (saf) zeytinyağı kullanıyordum ve bunu içmek bana büyük eziyet veriyordu. Fakat bugün annemleri ziyaret ettiğimde ondaki tortulu ve koyu yeşil sızma zeytinyağını gördüm. Genelde karaciğer temizlemesinden sonra bir süre zeytinyağın tadı ve kokusu beni rahatsız ederken bu yağ taze ve güçlü bir zeytin aromasına sahipti. Hiç rahatsız edici değildi. Üstelik iştah açıcı bile diyebilirim. Şunu öğrendim ki; tortulu ve koyu yeşil olan taze, sarı olansa eski sızma oluyormuş. Bir daha karaciğer temizlemesi yapmam gerekirse buna özellikle dikkat edeceğim.

Tedavi süresi ve sonrasında yalnız kalmanın gerekliliğini anladım. Bu süre boyunca tek sosyal aktivitem ailemi ziyaret etmek olmuştu. Fakat yakın bir arkadaşım telefon ederek ısrarla görüşmek istedi. kilo kaybetmiş bu halimle insan içine çıkmak istemiyordum. O da ‘sen çıkmazsan ben gelirim’ diyerek kısa bir ziyarette bulundu. Beni bu halimle görünce gözlerine inanamadı. Ona tedavinin her sürecinden ve özelliğinden bahsetmeme rağmen bunu zayıflamak için yaptığımı zannederek bana kilo almamı tavsiye etti. Ben ise ona herşeyi baştan anlatacak durumda değildim. O an kafamdan şu geçiyordu: Sadece bu sebepten oruçtan sonraki süreyi yalnız geçirmek en iyisi. Çünkü insanlar kilo vermiş yüzünüze bakarken açıklama yapmak çok zor ve hatta bazen sıkıcı. En iyisi ne yaptığınızı, neden yaptığınızı bilen, sizi anlayan kişilerle görüşmek.

Dün pek iştahım olmadığı ve meyvelerin de kilo yapmadığından dolayı oruçtan sonraki 1. günle aynı kilodaydım. 800 gram farkım var. Sabah meyvesuyu içtiğim için de şeker tahlilini yapamadım.

Oruçtan Sonraki 2. gün

06 Şubat 2007

  • Kilo: 53,8 kg
  • Şeker: 77
  • Ateş: 35,9
  • Tansiyon: 12/6

Nasıl olsa dışarıya çıkmayacağım diye evdeki tadilat işine daldım. Beni o kadar meşgul etti ki 5 saatten fazla çalıştığımı farkettim. Günün bitiminden sürekli ayakta durduğumdan belim ağrımıştı.

Yaşadıklarım:

Dünkü karaciğer temizlemesinden hemen sonuç almayı bekliyordum ama bağırsaklarım bu kadar boşken bune beklemek sanırım yanlış bir fikirdi. İçtiğim zeytinyağı ve limon suları tüm gün içimde dolanıp beni rahatsız etti. Açlıkların ardından midemin yeni doğmuş bir bebek midesi gibi olacağını tahmin ediyordum ve şimdi o bebeğin midesinde gaz var.

Evdeki tadilat işlerine girişmek iyi bir fikir gibi gelse de 3 ustanın işini üstlenmek pek de akıl karı değilmiş sanırım. Kendimi yormadan ve ağır apır yapsam da duvarda kablo yolu açmak, açı çekmek ve eletrik tesisatı döşemek gibi işler çok vaktimi ve enerjimi aldı. Midem ve bağırsaklarımdaki sıkıntıyı unuttursa da yüzümün öncekinden daha da çökmüş olduğunu farkettim. Artık yüz hatlarıma hakim olan şey iskeletim gibi görünüyor. Beni böyle gören annem ve babam üzüldüler aslında ama bu durum hastalıktan değil sağlıktan.

Ancak saat 23:00 gibi bu sindirim sıkıntısından kurtuldum ve Allah’a şükür rahatladım. Tüm gün bolca meyve suyu içmem ve meyve yemem gerekirken canım hiç istemedi. Toparlanmak için içip yemem gerektiğinin farkındayım ve bu yüzden kendimi zorlayarak ancak 3 bardak meyve suyu içebildim. Yediğim meyvelerden de, tadı değil ama doyuruculuğundan pek memnun kalmadım. Mideme her girenin orada kaldığını hissettim. Ayrıca elma ve armutun tadını tekrar aldım.

Bugün çalışmamdan da kaynaklanan bir yorgunluk vardı ama anlaşılacağı gibi bir bitkinlik ve iş yapamama hali yoktu. Yarın sebze yemeye de başlayacağım.

Oruçtan Sonraki 1. gün

05 Şubat 2007

  • Kilo: 53,8 kg
  • Şeker: 64 mg/dl
  • Ateş: 36,2
  • Tansiyon: 12/7

Sabah erkenden uyanıp meyve sularımızı sıktık. Bu, 10 gündür içeceğimiz ilk değişik tat olacaktı. Birşeyleri başarmanın iç huzuruyla ilk yudumumu aldığımda tadı hoşuma gitti. Elma suyunu (üstelik bardağın yarısı da suyken) böyle tatlı olabileceğini pek bilmiyormuşum. Fakat birkaç yudum sonra bu heyecanım yerini bir hayal kırıklığına bıraktı. Çünkü meyve suyuyla 10 gün aranın ardından tekrar buluşma heyecanlı olsa da mutluluğum o kadar da uzun sürmedi. İçme işi bana beklediğim zevki vermedi.

Bu bardağı bitirdikten sonra içtiğim elmanın tüm vücuduma yayılışını bekleyerek izledim. Tüm sindirim sistemim böyle bir besinle son günlerde karşılaşmadığından birden hummalı bir çalışmaya giriştiler. Rahatsızlık vermeyen bu durum tokluk hissi uyandırdı.

Bundan bir saat kadar sonra greyfurt suyu sıktım ve içtim. Elma suyu kadar tatlı, koyu ve doyurucu değildi. Hatta biraz da yakıcı bir özelliğe sahip greyfurt. Üstelik oruçlar sonrasında içi kırmızı olanları değil sarı olanları tercih etmem gerektiğini tecrübe etmiştim. Hem daha tatlılar, hem daha sulular.

Öğleye kadar içtiğim meyve sularının ardından evde uzun süredir ertelediğim birkaç tadilat için kolları sıvadım. Alışveriş için dışarı çıktım. Fakat hiç beklemediğim bur hal vardı üzerimde. Ben, meyve sularını içmede önce sanki daha canlıydım. Şimdi ise oruçlardaki gibi olmayan hafif bir bitkinlik hissediyordum. Bu bitkinlik durumu tüm gün sürdü. Sanırım sindirim başladığında vücudumun merkezi midem ve diğer sindirim organları oluveriyor. Vücut bunlar için öyle enerji harcıyor ki sizi birden bitkin düşürebiliyor.

Bugün yapmam gereken en son tedavi ise karaciğer temizlemeydi. Aslını soracak olursanız daha önce üç kere yapmış olmama ve büyük faydalarını görmeme rağmen son seferlerde çok çekindiğim bir tedavi. Zor değil, zahmetli. Yattığınız yerden tedavi oluyorsunuz. Fakat 10 günden sonra zeytinyağı ve limon suyu karılımını içecek olma fikri beni sıkıntıya soktu. Tedavi gereği saat 17:00’a kadar meyve suyu içtim ve 19:00’a kadar birşey içmedim. Sonra ise karaciğer temizlemeye başladım.150’şer gram içmam gereken karışımdan ancak 100’er gram içebildim. Yarın tedavinin sonuçlarını görmeyi umuyorum.

Beni bugün şaşırtan bir diğer olay dört bardak meyve suyunu içtikten sonra büyük abdestim için tuvalete gitmek zorunda kalmam. Bu duruma şaşırdım çünkü en son 6 gün önce böyle bir ihtiyacım oldu ve birşey yemediğime göre bunları 6 gün içimde taşımış olmalıydım. Sonra sağlığına dikkat etmeyen, hazmı düzenli olmayan, yani günümüzdeki sıradan insanın bağırsaklarında ortalama üç kilo atıkla dolaştığını hatırlayınca kendimi teselli ettim.

Bugün kendimi aç hissediyordum. Fakat bu açlık oruçlarda hissettiğim açlık gibi değil. Daha uyuşuk, daha sevimsiz bir açlık. Oruçlardaki açlığım tatlıydı, bugünkü ise acıkllı. Yani bugün ben kendimi bu açlık sayesinde muhtaç hissederken oruçta bir amacı beklerken duyulan açlıkla sevinç duyuyordum. Mesela oruçlardaki açlıklarda karnımın içeri çekildiğini, sanki kuruduğunu hissetmedim ama bugün sanki midem birşeyleri öğütmek için çalışıyor da bulamıyormuş gibi hafif bir çekilme hissi duyuyordum. Belki de sindirim başladığından bugün de beklemediğim şekilde 0,6 kilo verdim. (affınıza sığınarak) henüz bağırsaklarım boş olduğu için bu kilonun yemeden artacağını düşünmüyorum. Gerçek kiloyu sanırım oruç sonrasındaki 4. günde almaya başlayacağım.

Yarın, 12 gün sonra ilk defa çiğneyeceğim. Meyve sularının yanında meyveleri de yemeye başlayacağım. Şu an kendimi bir bebek gibi beslediğimin farkındayım ve aslında müstakbel evlatlarımız için de bir tecrübe oluyor.

10.gün

04 Şubat 2007

  • Kilo: 55,4 kg
  • Şeker: 57 mg/dl
  • Ateş: 35,9
  • Tansiyon: 12/5

Doktorumuzla görüşmek ve arkadaşlarımızla buluşmak için dışarıya çıktım. Elbette aracı yine ben kullandım.

Yaşadıklarım:

İşte Allah nasip etti. Bugün açlığın son günündeyim. Buraya kadar bana sabretmeyi, şükrü öğreten orucu yarın sabah içeceğim meyve suyuyla sonlandırmış olacağım. Bundan sonraki hayatım mutlaka bundan öncekinden farklı olacak. Çünkü sağlığın kazanılması bir yana, bu, nefsin dizginlenmesi, terbiye edilmesi için bir fırsattı. Ne kadar kullanabildiğimi bilmiyorum. Orucu açtığım günün ertesi, yani 6 Şubat, salı, doğum günüm. O gün inşallah benim için ikinci bir doğum olur ve derim ki:

“…Bugün yeni bir gün
Yeni şeyler söylemek lazım”

Tüm gün boyunca diğer sakin günlerden bir farkı yoktu. Bitkinlik hiçbir şekilde hareketlerime hakim değildi. Hakim olan açlık hissiydi. Bundan önceki günlerde, örneğin 4 günde karnımın acıkması için bir neden yoktu aslında. Çünkü ben niyetimle tüm vücut programıma ‘sana 10 gün birşey yok. Boşuna heveslenme’ komutunu vermiştim. Fakat 9. güne geldiğimde artık geri sayım başladığından midem de o saati beklemeye hazırlandı. Çok önceden durdurduğu hazım sistemini tekrar çalıştırmaya başladı. İşte bu yüzden dün açlık hissi hissederken bugün akşamdan bu yana karın gurultusu duyuyorum. Ama o dahi o kadar tatlı geliyor ki… Şu anda kendi duvarlarımı yıkıp aşabilme becerisiyle donanmış olduğumu farkına varmanın sevincini yaşıyorum. Duvarlarımı yıkıp sınırlarımı aştım diyemesem de bu yolda çaba göstermeye ne kadar niyetli olduğumu kendime ispat etmiş oldum.

Dün pek fazla su içmek isteğim olmamıştı ve içmemiştim. Sanırım 2-3 bardak içmiştim. Fakat bugün ağzım kurudu ve iftara kadar çok susadım. Belki de bu yüzden dünkü kilom 55,2 iken bugün 55,4 oldu.

İnsanın temel ihtiyacı olan yemeyi 10 gün boyunca durdurmak her ne kadar sıradışı gelse de bu yalnızca bir ‘mide ağzını bağlama’ alıştırması olmadı. İsteklerime gem vurmanın, sabretmenin ve önceden sahip olduklarımın şükrünün gerekliliğinin önemini gösteren bir imtihan da oldu.

Açlığın bana kazandırdığına inandığım birkaç yeni şey var. Mesleğimin öğretmen olması dolayısıyla sabretmeyi bir nebze de olsa öğrenmiştim. Ama asıl sabrin kimliğine bu sefer daha da yaklaştım. Bir diğer şey ise kendime bunu da yapabileceğimi göstermiş oldum. Yani artık niyet ettikten sonra karşımda dünya olsa vazgeçmem. Başka birşey ise ben her türlü kötü şartta ne yapabileceğimi biliyorum. En kötüsünü düşünün, işte o zaman hayatta kalmam gerekirse bu gücün Allah tarafından içime yerleştirildiğini keşfettim. Yani Allah’ın izniyle beni öyle şeyler yıkamaz.3 günlük oruçlardan edindiğim bir tecrübe de pekişmiş oldu. Gıda sıfatından çıkmış şeyleri yemekle yememek arasında tereddüt ederken (bazen çevre baskısı, bazen istek) artık ne diyeceğimi biliyorum. Çünkü onu yemezsem, Allah’ın izniyle, ölmeyeceğimi farkettim.

Daha önceki günlerde dediğim gibi oruç sonrası (nekâhet denir mi acaba? bir hastalıktan çıkmadım ama. en iyisi hafif beslenme diyeyim) dönemde ne yaptığımı da yazacaktım. Şimdi ise bunu biraz daha ileri götürüp gün gün ne yediğimi yazacağım. Benim gibi 0 (sıfır) kan grubuna sahip olanlara bir bilgi olabilir. Bunun yanında AB kan grubu için de yazma imkanım var. Onları da yazmayı düşünüyorum. Her ne kadar günlük boyunca bahsetmesem de ben ve eşim bu orucu birlikte tuttuk.

Allah dileyen herkese bu 10 günlük (sağlık ve terbiye) orucunu nasip etsin. Şifayı ancak Allah verir. Ben de Allah’tan hem bizim hem hepiniz için şifa diliyorum.